Hama’dan Mardin’den Sivas’a Döşen

HAMA’DAN MARDİN’DEN SİVAS’A DÖŞEN

hk

Alevilerin bir direniş için ayağa kalkışlarının öngününde, Pir Sultan Abdal’ın Ali metaforu ile yaptığı bu stratejik çagrinin devamını, “Ali” değil de “Alevi ne yatarsın günlerin geldi” diye tamamlamak ve güne uyarlamak isterdim!. Ne yazık ki, ne gün o gün ne o günkü bağlamda ayağa kalkmış Alevi, ne de meydanda zülfikar kuşanmış bir Ali var artık!..

Ne ki geleceğe dair yeni bir tarih yazımının süreğine girdiğimiz şu günlerde, gün içinde başimıza gelenlerin gerçek anlamı ise dünün tarih yaşanmışlığında ve yazımında yatmaktadır. Bu nedenle, cümle olumsuzluklar bağlamında gelecekte, bu günkü yaşadıklarımızın yaşanmamasını diliyorsak, müthiş sansürlü tarih gerçeğimizle yeniden ve yeniden yüzleşerek kayıp geçmişi günyüzüne çikarmak ve bilmenin meydanına dökme zorunluluğumuz vardır.

Demokrasi ve özgürlük isteyen tekmil toplum kategorilerinde olduğu gibi bu zeminin vazgeçilmez, dahası, geçilemez bileşenlerinden Aleviler, güncelde bildik, tanıdık da olsa yeni bir çalkantinin içine itildiler gibi.

Bir süredir hükümet katından mülhem, bir “Açılım” yaygarasıdır sürdürülüyor, bu çerçevede de adına “çalıştay” dedikleri çalismalar güncellenip duruyor. Alevilere dönük çalistaylarin sonuncusu geçtiğimiz günlerde sonuçlandı.

Dağın hamileliğine ebelik yapacak olanın, eğer doğum sadece ona bırakılacak olursa, başindan beri ebeliği problemliydi ve bu son ‘çalıştay’da net olarak açığa düştü. Ve dağ fare doğurdu!. Devletin Alevilerle cumhuriyetin başindan beri giriştiği ilişki tarzında en ufak bir değişiklik olmaksızın, şimdi yapılan devletleştirme işlemini değişiklik diye sunmasının dışında.

Kendi adıma bu konuda da, bir çok nedenle kapıya dayanmış çüzümün, devlet ve hükümet katlarından bir biçimde boşa çikarilacagi hesaplarına dikkat çekmis ve Cumhuriyetin başindan beri “yok” sayılmışları en basta olmak üzere, tekmil demokrasi, özgürlük, eşitlik, kardeşlik isteyen dinamikleri yanyana gelerek, hükümeti ve devleti, gerçek çözüm çizgisine zorlamaları gerektiğini yazdım, söyledim durdum.

Demokratik Alevi Hareketi’nin 9 Kasım 2009 da İstanbu’da düzenledeği mitingin ortaya çikardigi fotoğrafın ve bu fotoğrafın mesajının da bu doğrultuda olduğu ortadaydı. Ülkenin batı zemininde ve bu zeminin demokratik hareket kişiliğinde, bu mesajın gereğine uygun bir performans ne yazık ki görülmedi halâ da görüldüğü söylenemez!.

“Çalıştay” sonunda, Başbakanlığa sunulmak üzere hazırlanan “çözüm raporu”nda yeralan sözde çözüm önerilerine şimdi girmek istemiyorum, Sözün başinı, üst başlığa aldığım Pirin çagrisina bağlamak istedim. Alakasızmış gibi duran tarihi “Hamadan Mardin’den Sivaş’a döşen” çagrisi, Sivas, Mardin, Hükümet/Devlet ve “Alevi Çalistayi” bağlamı nedensiz değil. Şimdi bu nedeni dillendirmek istiyorum.


Alevilere dönük son “Çalıştay” raporunun açıklandığı saatlerde, Fırat’ın doğusunda da bir toplantı vardı. Bir tekmil resmiyetten uzakta, Mardin’de Alevi sorunun çözümü için gerçekleştirilen bir toplantıydı bu. Sadece Alevilerle ilgili bir çalisma değildi tabiki. Bölgede ne kadar Alevilerle aynı pozisyonda dini ve etnik topluluk var ise hepsinin kendi sorunlarına dönük demokratik çözüm üretmek, hem kendileri arasında hem de kamuoyuyla paylaşmak üzere gerçekleştirmişlerdi.

Sanki aynı başlık altında gerçekleştirmek zorundalarmış gibi burada da “Çalıştay” adlandırması kullanılmış olsa da, besbelli ki demokrasi, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik isteyenlerin özgür olarak bir araya gelmeleriyle başlattıkları bir çalisma olarak, yeniden umutlanmamıza ve içinden geçtiğimiz tarihsel evreye koşut bir yeniden hamleyle, “Mardin’den Sivasa döşenme” umudumuzun filizlenmesine vesile oldu.

Geçtiğimiz günlerde olağanüstü bir Kurultay gerçekleştiren Demokratik Bariş Partisi(DBT)nin kongre kararları arasında yeralan “İnançlar Komisyonu“ nun bir çalismasi olarak ortaya çikan, “Mezopotamya İnançlar Platformu” tarafından düzenlenmiş bir çalisma, tanışma ve birlikte çözüm üretme Meydanı.

Şubat başlarında konuyla ilgili olabilecek çevrelere yapılan çagriya, çagirilanlarin çogunlugu katılmış durumda. Alevi örgütleri adına katıldıkları ifade edilenler; AKD Hacıbektaş Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Dernekleri, ABF, Hubyar, Avrupa’dan temsiliyet, Seyid Rıza’nın torunu, Kemal Bülbül.

Müslüman/Sünni örgütler adına; Nubihar, Zehra, Med Zehra, Mizgin-Der, Mazlum-Der, DİVES, Celal Yüğler, Kerem Soylu, Yusuf Hoca, Şarkiyat-Der, Dicle-Fırat Barış Grubu, Diay-Der ve değişik alanlardan üç kanaat önderi olarak Şeyh Seyri, Seyh Şafi, Şeyh Celal.

Ezidi örgütler adına; Şengal, Laleş, Feleknas Uca, Mir Tahsin, Biro Görmez.

Hıristiyan Örgütler adına; Protestan Kilisesi, Süryani Kilisesi, Ermeni Kilisesi, Fener Rum Patriği, Yusuf Sağ, Deyrul Zaferan, Deyrul Umur, Filozof İskender,Agos Gazetesi.

Aydınlar-Yazarlar olarak; Niyazi Öktem, Faik Bulut, Erdoğan Aydın, Hamza Aksüt, Kadri Yıldırım,Ubeydullah Hoca, Reşit Irgat, Fadıl Bedirhanoğlu, Şerefhan Ciziri, Yakub Gabriel, Kezban Hatemi, Naci Kutlay, Ayhan Bilgen, Ahmet İnan, Altan Tan, Derviş Keskin,Prof. Dr. Bilal Sambur, Akif Hoca, Muhammed Nur Denek,

Kurumlar adına, İHD, KADİP, EMARJİ, Mehelmi Derneği, Hatay’dan temsiliyet, Nasturiler katılım gösterenler arasında yeraldılar.

Etkisi hemen görülüp anlaşilmayacak bir girişim belki ama eminim ki, Yol yolcusu benim gibi yüzlercesi için, 2008 yılı kasım ayı mitinginden 2009 kasım mitingine, bu mitinglerin beze ve demokratik kamuoyuna verdiği mesajların gerçek anlamıyla verdiği bir beklentinin gerçekleştiğine işaret ediyor bu girişim. Etkisi de o oranda güçlü ve kalıcı olacaktır.

Bu bir başlangıçtır, adeta modern dünya gerçeğinde, bu çografyanin kadim geçmişinde, her çiçegin kendi renginde ve kendi kökleri üzerinde, kardeşçe aynı bahçede boy verip, bal üreten bal arılarının ballarına azık oldukları, yeniden aynı bahçe topraklarında bir araya geldiler.

Yeri geldikçe her çalismamda işaret ettim, “Önce özümüzde, kaflarımıza ve yüreklerimize örülmüs kin ve nefret karakollarını yıkalım ve lütfen kapı komşumuz Süryani kardeşlerimizin kiliselerinden kafamızı uzatıp bir bakalım, Keza bir güzel avaz ile dilenen Ermeni Babasına bir kulak kabartalım göreceğiz, duyacağız ki ne kadar çok paylaştıklarımız var.
Bu, kendimize ayit olanları da bulmamıza yardımcı olacaktır. Binlerce yıldır bu topraklarda, ekini aynı şartlarda kaldırdık. Harmanı aynı şekilde döktük meydanlara, Sürülerimizi aynı yaylaklara çikarttik, aynı mevsimde katar olduk yaylaklara. Düğünü aynı yaptık, bayramları çekingesiz paylaştık da dualarımızı, dileklerimizi farklı mı yolladık dilediklerimize?!. Çogu kez, biz Alevilere ilişkin yitik bilgilerimizi, nerede nasıl bulabileceğimizin derin kaygısına düştüğümüz, bulduğumuz her yitiğimizin üstüne büyük bir heyecenla atladığımız günlerde söyledim bütün bunları.

Botan Bahdinan(Bechtdinan=Bextdinan) ile Mardin’anın orta yerinde CUDİ, bölgedeki cümle din/kültür topluluğunun ortak kutsalı oldu binlerce yıl. Binlerce yıl, Kürtler, Aramiler, Sabiler, Asuriler, Araplar, Türkmenler, Farslar, Rumlar ve daha niceleri, birlikte çiktilar Cudi’ye, birlikte yas tuttular. Bu yer Ararat ya da Agıri olsaydıda farketmezdi. Tufandan gelen yıkım için, kayıp atalara saygı için, birlikte yas tuttular.

Her can kendi anasının dilinden seslendi, ağıt yaktı yas boyunca, ağıtlar Gulbank oldu, dua oldu, Kutsal klam oldu her canın töresince sürek oldu. Şükür ettiler, aynı kutsal mekanlarda Dünya Ana yeniden yaşama durdu, can beden buldu diye. AŞ kaynattılar ürettiklerinden, elinin emeği gözünün nuru. Cana kıymadılar, her lokmamız rıza ile olsun, Rızalık Lokması olsun istediler!…

Sonra cehenneme döndü bu topraklar. Kim bilir, kaç kez kana bulandı duruldu Ferat. Karakollar kuruldu hem kafalarda hem yüreklerde. Aynı “Cennet Mekân” ötekilenmekle kalmadı, Eşek arısına hakaret olmasın, iki ayaklı eşek arıları üsüstüler, her çiçekten bal eyleyen hem arılara hem ballara. En kahreden de, zalimin ve zulmün dili egemen oldu bu topraklara. Aşağılanan, ötekilenen, zulmedilen sömürülenler, döndüler birbirlerini aşağıladılar, ötekilediler. Birbirlerine, kendi kardeşlerine katil oldular. Cennetlerini zalimlere sundular altırn tepsi içinde!..O gün bu gündür, güneşin sırtı hep dönük oldu bu topraklara. Anılmaz oldu ne Bahtdinan ne Mardinan!…Hamedan olalı HAQ Meydanı(HAQMADANA) sırra kadem bastı Kırklar!….

Bu bir başlangıçtır. Mardinan toplantısına herkes kendi rengiyle katıldı. Herkes kendisine ne diyorsa öylece yeraldı o meydanda, Her can yanı başindakini aynı içtenlikle dinledi. Şaşakaldı kapı komşusuna nedenli yabancı kaldığına!. Bakan gözler hep gördü, Duyan kulaklar hep duydu ama ne gören gözler, baktığındaki, ne de duyan kulaklar duyduğundaki Hakkı görmediler, duymadılar. Bu nedenle bilmem kaç asırdan sonra ilk kez bir Meydanda toplanıp Cem olduklarında, cemal cemale geldiler. Birbirlerinin cemaline ayna oldular mı? Olmadılar belki ama bu bir başlangıç, yarınki meydanlarda hem dar olur hem didar bulurlar kimbilir!…

Şimdi görmediklerini gördüler, duymadıklarını duydular demiyorum. Bu bir başlangıç. Henüz başladı her şey diyorum. Birinci kez Mardinde, İkinci Kez Dersimde olsun diliyorum. Hünkar Bektaş-ı Veli’nin Meydan tuttuğu, kutsal Kadıncık Ana Ocağı da olabilir diyorum ama bu başlangıç mutlaka sürek kazanmalı ve yürümeli diyorum. Yolculuğunun bir yerinde de mutlaka Sivas’a uğramalı. Pirim Pir Sultan boşuna çagirmadi, “Bin tanrılı ülkenin, binbir ismi olup da bir adı Ali olanına; ”Düldül eğerlendi zülfikar kuşan/Hamadan Mardinden Sivasa döşen” diye.

Tabi ki bu anlatım, bu işaretleme biz Alevilere özgü. Ama şundan eminim, Pirimizin bu stratejik çagrisi, ona uymasalar da Mardin Çözüm Meydanı’na katılanların hiç birisini rahatsız etmeyecektir en azından. Önemli olan, çözüm Meydanına kendisinden beklenen doğru anlamı vermektir. Bu umudu taşidığımı belirtmeliyim. Çünkü, böyle bir başlangıç tarihsel arka plana sahiptir. Geleceği de olacaktır. En önemlisi de çokca sözü edilen”Sivil Toplum” yapılanmasına en uygun düşendir ve gerçek çözüm bu zeminden gelecektir.

Kanlı Maraş katliamının protesto mitinginin Adana’da gerçekleştiği tarihte (2008), “madem bu mitging Maraşta olmadı, olamıyor, o zaman neden Diyarkarıda, bizzat Diyarbakır’ın Ulu camısınden çikarak, bizzat onun çagrisiyla yapılmadı!” diye sormuştum. Dahası neden böyle bir Mutung ve böylesi bir yürüyüşü İslami hareket organize etmedi diye de sormuştum, konuyu, o gunlarde dillendiren bir yazımda. Netice de karakolların yıkılmasına dönük özlemimin dile gelişiydi bu ve Mardin Çözüm Meydanı bu umudun filiz verdiği bir başlangıç oldu.

Şimdi Benzer bir çagriyi yapmak istiyorum. İkinci Meydanı, Demokratik Alevi Hareketi; ABF, Pir Sultan Abdal Dernekleri Merkezi, Avrupa Alevi Konfederasyonu, Demokratik Alevi Federasyonu, Özgür Demokratik Alevi İnsiyatifi, ve Hünkar Dergahının Posnişinlik Makamı birlikte düzenlemelidirler.

Özellikle Merkezi Dergah adına Mürşitlik makamı kayıtsız kalmamalıdır böyle bir Meydana ön açmalıdır. Bakalım görelim, günlerin getirdiği işler nicedir!….

Haşim Kutlu

Reklamlar