Tanrıyı Yaratan İnsandır

Tanrıyı Yaratan İnsandır

tanri-insan

İsmet Zeki Eyüboğlu

Son yüzyılın Tanrı ile insan arasındaki uçurumu kaldıran ozanlardan biri de Edib Harâbi’dir. Onun düşüncesinde anlamını bulan tanrı anlayışı bütün gerçeklerin insan varlığında dile geldiği görüşünü içerir. Tanrı ile insan oluş bakımından da, yapı, nitelik bakımından da birdir, bir bütünlük içindedir, insanı tanrıdan, tanrıyı insandan ayırmak elde değildir. Tanrı, insanın bir buluşu yarattığı düşünce varlığıdır.

Daha Allah ile cihan yoğ iken
Biz anı var edip ilan eyledik
Hak’ka hiçbir lâyık mekân yoğ iken
Hanemize aldık mihman eyledik

Kendisinin henüz ismi yok idi
İsmi şöyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan eyledik

Allah ile işte burada birleştik
Nokta-i Hâmâya girdik yerleştik
Sırr-ı Kuntu kenzi orda söyleştik
İsmi şerifini zahman eyledik

Aşikâr olunca zât-ü sıfatı
Kün dedik var ettik bu semavatı
Birlikte yarattık hep kâinatı
Nam-ü nişanını cihan eyledik.

Yerleri gökleri yaptık yedi kat
Altı günde tamam oldu kâinat
Yarattık içinde bunca mahlükat
Erzakını verdik ihsan eyledik

Asılsız fasıldız yaptık cenneti
Huri gılmanlara verdik ziyneti
Türlü vaidlerle her bir milleti
Sevindirip şâd-ü handan eyledik

Bir cehennem kazdık gayetle derin
Lâf ateşi ile eyledik tezyin
Kıldan gayet ince kılıçtan keskin
Üstüne bir köprü mizan eyledik

Gerçi kün emriyle var oldu cihan
Arş-ı Kürsü gezdik durduk bir zaman
Boş kalmasın diye bu kevn-ü mekân
Ademin halkını ferman eyledik

Edip Harabi bu şiirinde Tanrıyı yaratanın insan olduğunu, bütün evreni kaplayan varlıkların Tanrı ile yaratılış bakımından ilgili bulunmadığını söylüyor.

Daha Allah ile cihan yoğ iken
Biz anı var edip ilan eyledik.

Tanrı da, evren de yoktu, bilinmiyordu, insan olarak biz onları yarattık, varlıklarını bütün insan soyuna bildirdik. Tanrı da, evren de insanın ortaya koyduğu, insanın yarattığı varlık türleridir, insan, yaratıcı bir güç olarak tanrıdır. Tanrı, insan dışında yaratıcı nitelikleri olan bir varlık değildir.

Hak’ka hiçbir lâyık mekân yoğ iken
Hanemize aldık mihman eyledik

Tanrı her türlü yerden bucaktan sıyrılmıştır. Onun beli bir yeri yurdu yoktur düşüncesine karşı çıkan ozan evet Tanrıya yaraşır bir yer yoktu, onu evimize aldık, konukladık diyor. Bu düşüncenin özünde tanrının insan dışında, insanın kapladığı yerden ayrı bir ülkesi, yeri yurdu yok görüşü saklıdır.

Kendisinin henüz ismi yok idi
İsmi şöyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan eyledik

dizilerinde açıkça, tanrıyı yokluktan insan var etti, ona biçim, anlam verdi, bir yapı kazandırdı, insan kılığında ortaya koydu düzenledi.
Tanrıyı insanın yarattığı düşüncesi türlü nedenlerle ortaya böyle açık bir biçimde atılmamıştır pek. Gerçi daha önce insanın tanrı olduğunu söyleyen ozanlar çıkmıştır. Ancak böyle kesin konuşanı pek olmamıştır. AZMİ’nin dilinde tanrı ile şakalaşma eğilimi, onunla inceden inceye eğlenme düşüncesi vardı.
Harabi daha da ileri giderek bütün kuşkuları ortadan kaldırıyor.
EDİP HARABİ’ye göre evreni de insan yaratmıştır, insan Tanrı’dır bu bakımdan.

Kün dedik var ettik bu semâvâtı
“Ol” dedik gökleri var eyledik

dizesinde dile gelen düşüncede bir çelişme görülüyorsa da ozanın inancına göre bunu ortadan kaldırmak kolaydır.
Ozan ilkin tanrıyı ortadan kaldırıyor. Sonra tanrıya yükletilen bütün yaratış eylemlerinin insan eliyle yapıldığını söylüyor. Bu yolla, “peki bu evreni kim yarattı” sorusunu daha baştan bir yana atıyor. Onun inancında evrenin yaratılmışlığı düşüncesinin yeri yoktur. Kur’anın, varlığını ileri sürdüğü bütün nesnelerin olmadığını, uydurma olduğunu söylüyor.

Asılsız fasılsız yaptık cenneti

bu dize bütün kuşkuları ortadan kaldırıyor. Cennetin gerçekle ilgisi yoktur, onu insan uydurmuştur.

Bir cehennem kazdık gayetle derin

cehennem de yoktur onu biz derin kazdık da insanları kandırdık böylece, yoksa cennet gibi o da uydurmadır, gerçekle en küçük bir ilgisi yoktur. Bütün bu var denenler insan kafasının buluşlarıdır.
Edib Harabi’de bilinçli bir tanrıtanımazlık vardı. Kavranılan yerli yerine koyarak düşüncelerini derli toplu olarak açıklamayı, kuşkudan uzak bir nitelikte gündeme getirmeyi biliyor.

Ya Rab senin mekânın yok
Yatağın yok yorganın yok
Hem dinin hem imanın yok
Her bir şeyden münezzehsin

Sesin çıkmaz avazın yok
Abdestin yok namazın yok
Hiçbir yere niyazın yok
Kulhüvallahuahadsın

Kapın büyük açan yoktur
Seni kapıp kaçan yoktur
Anan yoktur baban yoktur
Ya Rab allahüssamedsin

Elmasın yok boncuğun yok
Aban keben kocuğun yok
Karın kızın çocuğun yok
Lemyelidü lemyuledsin

Tanrının bütün insana verdiği niteliklerden sıyrılmış bir varlık olduğunu ileri süren düşünceye karşı çıkan ozan eskilerin deyimi ile “küfr” içindedir. Tanrı adına söylenen, söylenebilecek olan ne varsa bir çırpıda ortadan kaldırıyor.
Bu şiirde dilegelen düşünceler birer “şaka” değildir. Düpedüz tanrının yokluğunu ileri sürmektedir. Yukarda gördüğümüz şiirde de tanrıyı insanın yarattığını ileri sürmüştür. Ozan, bu konuda kesin bir inanç içindedir, tanrıtanımazdır.

Ey hâce sen bizi cahil mi sandın
Biz ledün ilminin ulemâsıyız
Bizi mezhebine dahil mi sandın
Biz Beni İsrail enbiyâsıyız

Gerçi okuyorsun Levlâke levlâk
Fakat perdesini edmezsin çak
Cahilsin bizi de etmedin idrak
Biz o kuntu kenzin muammasıyız

Biz senin bildiğin insanlardan değiliz, gizlilik biliminin ne olduğunu biliriz. Öyle ki biz İsrail soyunun yalvaçlarıyız, “sen olmasaydın biz de gökleri yaratmazdık” anlamına gelen tanrısal sözleri okur durursun da anlamazsın. Bizi de anlamazsın ey softa sen. Biz, tanrının “ben gizli bir hazine idim” anlamına gelen sözlerinin bilmecesiyiz. Tanrı, o sözleri bizden gizleyemedi. Sen anlamazsın, biz anlarız. Tanrının insan yüzünde göründüğü düşüncesini savunan, insanı sevenin Tanrı’yı da sevme olabileceğini söyleyen ozanlardan biri de Ali Ulvi Baba’dır. Ancak onda keskin çıkışlar bulamayız. Daha yumuşak bir davranışı vardır.

Bak vech-i yara ya Hay
Gelmiş kemale ya Hay
Baki vü lâyezaldır
Ermez zevale ya Hay

Kim secde eylemezse
Böyle cemale ya Hay
Dünyada ankette
Ermez visale ha Hay

Didar-ı Hak’tır işte
Sıdk ile gel niyaz et
Divara secde etme
Girme vebale ya Hay

Allah kabul eder mi
Riya ile namaz
Bihudedir kapılma
Böyle hayale ha Hay

Medheylemişken Allah
Kur’anda bu şarabı
Niçünharam diyorsun
Böyle halale ya Hay

Ulvi Baba bu nutku
Hak’kın diliyle söyler
Saki inayet eyle
Doldur piyâle ya Hay

“Sevgilinin yüzüne bir bakıver de tanrıyı gör. Bak, olgunluğa ulaşmış onun yüzünde. Onun önü sonu yoktur, evren durdukça sevgilinin yüzünde yansıyacaktır. Böyle bir yüze secde etmeyen (önünde yere kapanmayan), evrende de, ahrette de eli boş kalacak, insan yüzü tanrının yüzüdür, gel sen de gönülden yakar ona, ne secde eder durursun duvara, böyle boş düşlere ne kapılırsın. Bak, tanrı şarabı Kur’anda övmüşken sen ona haram diyorsun, olur mu böyle, içilmesi gereken içilmez demek doğru mudur dersin.”

Ali Ulvi bu şiirinde düpedüz Kur’anın birtakım yasaklarına karşı geliyor. Tanrının “haram” dediğine “helal” diyor, islâm dininde bu açık “küfür”dür. Oysa , ozan bunu bile bile yapıyor. Bilinçli bir düşünceyle, bir davranışla inançlarını söylüyor. Tanrı’nın yasağına inanmıyor. Kendi kişiliğini ortaya koyuyor.
Son yüzyılın kadın ozanlarından Gülsüm Bacı da inanç bakımından ötekiler gibidir. O da insanın yüzünde, özünde tanrının dilegeldiği görüşünü savunur.

Tecelli eylemiş Rahman
Senin vechinde ey canan
Hululündür bana Kur’an
Biihâmdilluh haberdarım

“Ey sevgili Tanrı senin yüzünde görünüyor, yüzünün çizgileri benim için bir Kur’andır, bunu iyi biliyorum.”
Bu görüş, insan ile tanrının birliği inancına dayanır. Daha önce incelenen ozanlarda da bunun tıpkısını görmüştük.
Derviş Ruhullah’ın şiirinde dile gelen an duru bir insan sevgisi vardır.

Vahdet bâdesiyle mestiz ezelden
Elest kadehinden tadanlardanız
Nur alırız çeşmimiz her bir güzelden
Arıyız bala bal katanlardanız

burada Tanrı ile insan birliğini dile getiren düşünce, insanın “Elest” günündeki toplantıda içkinin tadına vardığı inancı arasında saklıdır.

Niyaz ehlindeniz zannetme zahit
Meşhur-u cihandır nazımız bizim
Sözümüz mutlak canana ait
Enelhak çağırır sazımız bizim

“Enelhak” deyimi ile Mansur’un, Seyyid Nesimi’nin düşüncelerine” katılıyor.
İnsan Tanrı’dır, ben de tanrıyım, diyor açıkça.
Tanrı’nın. insan kılığında ortaya çıktığı, bütün evrene insan biçiminde yayıldığını, insan dışında bir tanrının bulunmadığını söyler Basri Baba da

Abit kisvesinden görünen Hak’tır
Sen anı gayride arama ey can
Batını Hak olmuş zahiri Hak’tır
Gizli sırlarını edeyim ayan

Esma sıfat zattan vücud istedi
Kendi vücûdiyle mevud eyledi
Allemelesma’yi ta’lim eyledi
Oldu Adem ol dem nâtık-ı Kur’an

Evvel âhir zahir bâtın âdemdir
Her bir sırrı anın için mahremdir
Mazi müstakbelde dem hep bu demdir
Külli şey’in Halik el’an kemâ kân

“Tanrı insan kılığında görünüyor, onu başka yerlerde arama sakın. Görünen de, gizli kalan da insanda tanrıdır gene.
Tanrı bu evrende görülen bütün nesnelere kendi özünden biçim vererek, kendi varlığını evren düzeni içinde elle tutulur, gözel görülür bir durumda gözlere sundu. Evrende tanrı vardır, insan kılığındadır. İnsan konuşan bir Kur’andır.

İnsanın önü sonu yoktur Önce olan da odur. sonra olan da. Tanrı, insandan ayrı bir varlık değildir. Geçmiş, gelecek, gizlilikler insanca bilinir, insan doğrusu bütün nesneleri yaratan durumundadır. Eskiden olduğu gibi şimdi de öyledir, bu iş.”
Basri Baba, bir çırpıda insanı göğe çıkarıp Tanrıyı yere indiriyor, insanda yaratıcı bir gücün bulunduğunu, tanrılık niteliklerinin bir bütünlük içinde insanda görüldüğünü savunuyor açıkça..

Son çağın en ilginç ozanlarından biri olan Tevfik Fikret de insanda yaratıcı gücün bulunduğunu savunurdu. İnsan, Tanrıyı yaratan bir bilinçli varlıktır. Evren “kudret-i külliye” denen tanrının yayılıp açıldığı geniş bir varlık alanıdır.

Beşerin böyle dalaletleri var
Putunu kendi yapar kendi tapar

diyen Fikret’in düşünce insanın dışında yaratıcı bir gücün bulunmadığı, gerçek yaratıcının DOĞA olduğu inancı saklıdır.
Fikret’in karşısında, inanç bakımından, Ortaçağ’ın bile çok gerilerinde bulunan, Mehmet Akif’i görürüz. Türk şiirinin en koyu şeriatçı ozanlarından olan Mehmet Akif iyi bir şair olmadığı için düşüncelerini uzun manzumelerle, “vezinli kafiyeli” söz yığınları ile sergilemiştir. Ancak, tanrı karşısındaki tutumu, davranışı insan varlığını yok sayacak ölçüde “ümmetçi”dir. Tevfik Fikret’te görülen bütünlük, ileri görüş onda yoktur Tanrı karşısında “ben de varım” diyecek nitelikte sağlam bir insan görüşünden iyice yoksundur. Fikret, bunun karşısına daha yaratıcı bir düşünce ile çıkarken, on üçüncü yüzyıldan bu yana gelen düşünce çizgisi üzerinde yürümeyi bilmiş, insanın gerçek değerini yaratıcı gücünde görmüştür.

Evliyadan yaşarım müstağni
Bir örümcek götürür Hak’ka beni

demekle, tanrıya varan yolun evren düzeni içinde olduğunu söylemek istemiştir: Tevfik Fikret’in “kurdet-i külliye” diye anladığı, adlandırdığı Tanrı bulunduğumuz evrenin sınırları içindedir, dışında değildir.
İnsan, tanrıyı yaratan, ona değer kazandıran, onu yokluktan varlık alanına çıkaran, ona kendi yanıbaşında yer vermesini bilen bilinçli bir yaratıcıdır.

İnsan dışında gerçekten yaratıcı bir güç yoktur, olamaz da. Çünkü insanda DOĞA’nın bütün yaratıcı gücü dile gelir, anlamını bulur. Bu yüzden Tanrı insanın bir ürünüdür, buluşudur.

İsmet Zeki Eyüboğlu